Etiket: Eğitim Girişimcisi

  • TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARLARI HAKKINDA İCRAATİN İÇİNDEN BİLGİLER

    TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARLARI HAKKINDA İCRAATİN İÇİNDEN BİLGİLER

    TÜBİTAK 4006 fuarları okullara ne kazandırır? Neden okullarda bilimi özendirmek, bilimsel çalışmalara vesile olmak, teknoloji üretiminde mühendislik bakış açısını kazandırmak için bilim fuarları yapılmalı? Bilim fuarları yapmak için TÜBİTAK tarafından fonlanmak şart mı? Okullarda yapılan TÜBİTAK Bilim Fuarlarının çıkış noktası nedir? TÜBİTAK neden durduk yere (ki öyle değil esasen) devletin resmi ortaokul ve liselerine hibe desteği sağlar? Bu fuarların hengâmesine karışan öğrenciler doğrudan ve dolaylı hangi kazanımları elde ederler?

    Bu soruları yanıtlamaya çalışacağım bilgim ve görgüm ölçüsünde.

    Öncelikle TÜBİTAK 4000 programlarından olan 4006 desteğinin her yıl verildiğini belirterek başlayalım. Başvurmak ücretsizdir. Çağrı metni ve kılavuzun dikkatli incelenmesi fazlasıyla yeterlidir. 4006 programları A, B ve C olarak üçe ayrılır. Çoğu okulumuzun tercih ettiği A olanıdır. B olanı yeterince A yaptıktan sonra dikeyde derinleşmek isteyen ve artık bilim fuarı kültürüne haiz olmuş okullarımızın kalkışması gereken aşamadır. C ise yalnızca il-ilçelerin Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından başvuru yapılabilecek 4006 türüdür. O konuya girmeyeceğim. C ile ilgili hali hazırda il-ilçelerde görevli proje uzmanı meslektaşlarımız yeterli bilgiye sahip durumdalar. Okulları doğrudan ilgilendirmiyor.

    https://bilimiz.tubitak.gov.tr/ web sayfasından çağrı metni, kılavuz ve başvuru bağlantısına ulaşılabiliyor.

    https://bilimiz.tubitak.gov.tr/images/4006_anasayfa_2024.jpg adresinden Mart 2026’da alınan üst banner görseli.

    Sputnik Etkisi: Explorations

    SSCB (şimdiki Rusya) tarafından 4 Ekim 1957’de Sputnik 1 Uydusunun başarıyla uzaya fırlatılması ABD’de Sputnik Krizi olarak vuku buldu. Sputnik Etkisi kavramını daha çok tutuyorum. Görüşüme göre kriz sözcüğü içinde potansiyel bir fırsat barındırıyor. ABD hükümeti krizi etkiye dönüştürmek için güçlü bir hamle yaparak bilim, teknoloji, eğitimde topyekûn hareket başlatmış oldu. Müfredatlar değişti. Okullarda “Explorations” (Keşifler) kavramı üstüne inşa edilmiş bilim fuarları düzenlenmeye başlandı. Öğrencilere STEM becerileri kazandırılmaya, bilimsel bakış öğretilmeye, hipotez kurma öğretilmeye başlandı. Çok hızlı atılan bu adımların dahilinde yetenekli öğrencileri erken yaşta keşfedip uzay programında değerlendirmek de bulunuyordu. Ülkenin güzide mühendisleri, bilim insanları bu karşı hamlenin meyveleri olacaktı. Özetle, ABD’nin yanıtının anahtarı exploration oldu.

    Bu uzun uzun anlatının nedeni, TÜBİTAK tarafından fonlanan 4006 Bilim Fuarlarının fikri kökenine inmekti. Bilginin değerli olduğu çağımızda, bilgiyi işleyen, merak eden, keşfedenler önderlik ediyorlar, etmeye de devam edecekler. TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarında bir kez bile görev almış öğrencinin proje kavramına bakışı, analitik düşünme becerisi, kocaman bir işi küçük parçalara ayırabilme, zamanı yönetebilme, raporlayabilme gibi becerilerinde anlamlı değişimler olacaktır.

    Neden okullarda bilimi özendirmek, bilimsel çalışmalara vesile olmak, teknoloji üretiminde mühendislik bakış açısını kazandırmak için bilim fuarları yapılmalı?

    Bir okulda TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı yapıldığında öğretmenlerden ve öğrencilerden oluşan hatırı sayılır sayıda kişi işbirliği yapar. Proje fikirlerini hayata geçirmek için çabalar. Araştırmalarını gözlemler, kıyaslar, raporlamasını yapar. Fotoğraf çeker. Hata yapar. İnterneti ve kütüphaneyi kullanır. Kaynak arar. Arada tökezler, çözüm arar, enerji sarf eder. Özellikle fuar tarihi yaklaştıkça koşuşturma had safhaya ulaşır. Tüm bu kaos içinde pek çok informal öğrenmeyi getirir. Birbirini çok iyi tanımayan, işbirliği için birlikte çalışan öğrenciler arasında olumlu ilişkilere vesile olur. Okul kültürüne pozitif katkı sunar bilim fuarları. Okula büyük insanlar gelir, fuarı gezer. Öğrencilerin özgüvenleri artar. Sunum yaparken önce heyecan sonra coşku kaplar.

    Bilim fuarları ile mühendislik projelerini hayata geçirmek kolaylaşır. Normalde öğretmeninden ödev alan öğrenci bu ödevi bir başına yapamaya çabalar. Ancak bilim fuarlarında birlikte çalıştığı arkadaşları ile zaman kısıtını da dikkate alarak çalışır. Zamanı geldiğinde sunmak için muhakkak ürünü somutlaşmalı, stantta yerini almalıdır. Bilimsel araştırma projelerinde ise TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarları yine kolaylaştırıcıdır. Ekip halinde iş bölümü yapan gruplar, danışman öğretmenlerinden destek alarak hızlı ve verimli çalışırlar. Literatür taraması, gözlem kayıtları, gerekli malzemeler, etik izinler gibi başlıklar danışman öğretmen ve araştırma projesinde görevli öğrenciler arasında dağılır.

    İnceleme projeler kategorisi TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarlarında yer alan (Tasarım ve Araştırma türünün ardından) üçüncü proje türüdür. Bir cihazın insan yaşamına olan katkısı, bilimsel bir sürecin ayrıntılı izahı, bir bilim insanının örnek bilimsel yaşamı gibi konular inceleme projesi kategorisi için idealdir. Tersine mühendislik denen konuya benzetmek isterim bunu. Var olan bir cihazı (örneğin, 2026’da 3B Yazıcı incelemesi yapacak bir grup öğrencim) detaylarına inerek anlatmak, parçadan bütüne gitmek diyebiliriz. 3B yazıcı için örneklendirirsek; koordinat sisteminin anlatılması, filamentin kimyasal yapısının izahı, sıcaklı değerleri, nozülün çapı, koordinat temelli matematiksel dosya formatı, model dosyasının dönüşümü, modelin 3B modellemesinin yapılması, kullanılan yazılımlar, kalibrasyon ve aklıma gelmeyen pek çok detay. Bir 3B yazıcı ile ilgili fuar ziyaretçilerinin tüm sorularının yanıtlanabildiği, 3B yazıcıların sağlıktan, üretim endüstrisine kadar işlev gördüğü segmentlerin anlatıldığı bir inceleme projesi. Umuyorum anlatabilmişimdir…

    Bilim fuarları yapmak için TÜBİTAK tarafından fonlanmak şart mı?

    İlla ki TÜBİTAK para versin diye beklemeye gerek bulunmuyor. Bilim fuarı yapmak isteyen okulun TÜBİTAK’ın çağrısına istinaden başvurması zorunlu değildir. Yani bilim fuarı, yalnızca TÜBİTAK tarafından izin verilen, onaylanan, çerçevelenen bir organizasyon değil. Pekâlâ her eğitim kurumu bağımsız şekilde öğrencileri ve öğretmenlerini teşvik ederek bilim fuarı organizasyonu gerçekleştirebilir. TÜBİTAK 4006’nın çerçevesi işi kolaylaştırıyor, bilimsel anlamda, etik çerçevede denetimi ücretsiz ve zahmetsizce sağlıyor. Tüm proje önerileri profesyonel bir filtreden geçmiş oluyor. Üstüne para da veriyor. Bu para sözcüğünü bile iste bu metinde kullandım. Teknik adı bütçe veya fon olmalı. Aklıma bir soru daha geldi, belki senin de gelmiştir. TÜBİTAK tarafından hazırlanan rehber dokümanlardan yararlanarak TÜBİTAK 4006 programına başvurmadan fuar yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Bütçeyi kendiniz belirler ve tamamen öz kaynaklardan (cepten) harcarsınız. Ancak kesinlikle fuar alanında herhangi bir yüzeyde/materyalde TÜBİTAK logosu veya onu andıracak semboller/metinler kullanamazsınız. 4006’ı için hazırlanan kusursuza yakın kılavuzlardan, örneklerden, öğrencilere yönelik bilgilendirmelerden yararlanabilirsiniz.

    Okullarda yapılan TÜBİTAK Bilim Fuarlarının çıkış noktası nedir?

    Exploration adlı bilim ve mühendisliğin ön plana alındığı ABD’de gerçekleştirilen fuarlar TÜBİTAK 4006’ların öncüleridir. Sputnik Etkisi olarak dilimize çevirdiğimiz meselenin ardından acil durum ilan eden ABD hükümetinin başlattığı eylemlerden yalnızca bir tanesidir. Okullarda mühendislik (şimdilerde STEM diye de adlandırılan) odaklı, keşif (bilimsel bilginin peşinde koşma) odaklı projelerin özendirilmesi, sergilenmesi, birbirine ilham olarak kartopu etkisi yaratması amacıyla başlatılan okul için bilim fuarları ülkemizde TÜBİTAK hibesi ve TÜBİTAK tarafından belirlenen bilimsel çerçevesi ile son yıldan fazla zamandır kesintisiz devam etmektedir.

    TÜBİTAK neden durduk yere (ki öyle değil esasen) devletin resmi ortaokul ve liselerine hibe desteği sağlar?

    Bilimi sevdirmek, Atatürk’ün gösterdiği gibi muasır (çağdaş) medeniyetler (toplumlar) düzeyine gelebilecek insan kaynağını beslemek, teknolojik gelişmelere ayak uyduran, yenilik yapan nesiller yetiştirmek, bilginin doğasına aşık gençlerin akademi dünyasında ilerlemesi için başlangıçlar oluşturmak için yapar. TÜBİTAK’ın kuruluş amacı tam da budur işte.

    TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) Türkiye’de bilim ve teknoloji politikalarını belirlemek, Ar-Ge faaliyetlerini desteklemek, koordine etmek ve teşvik etmek amacıyla kurulmuştur. Temel amacı; ülkenin kalkınması, rekabet gücünün artırılması ve bilimsel/teknolojik bağımsızlığın sağlanması için araştırmalar yapmak ve yaptırmaktır.

    Bu fuarların hengâmesine karışan öğrenciler doğrudan ve dolaylı hangi kazanımları elde ederler?

    Hakikaten hengâme oluyor ama ne karmaşa. Öğrencilerin bayıldığı zamanlar fuar öncesi birkaç gün ve iki-üç gün süren sergileme. Hele de idari ve mülki amirler, belediye başkanı gibi yöneticiler gelip de yüz yüze geldiklerinde çalışmalarının sonucunu o anda almış oluyorlar.  Özgüven kazanıyorlar. İşbirliği yapabilmeyi, yapamazlarsa ayrılmayı öğreniyorlar. Aynı hedefe kalabalık grupla yürümeyi, sonuçtaki kompozisyonda var olarak mutlu olmayı, kendilerini ifade etmeyi, daha az utanmayı öğreniyorlar. Bilimin kıyısından geçip, teknolojinin nasıl üretildiğine yakından şahitlik ediyorlar. Stres yönetiyorlar. Pano hazırlıyorlar, ki bu bile başlı başına bir beceri. Ez cümle, bir sürü şey kazanıyorlar.

    Peki hepsi güzel hoş da… Bizim okuldaki arkdaşlar bu işe bulaşmak istemiyorlar. Angarya görüyorlar. Proje mıroje boş işler bunlar diyorlar. Mecbur muyuz?

    Hayır, kimse TÜBİTAK 4006 bilim fuarı çağrısına yanıt vermek, başvuru yapmak zorunda değil. TC. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bütçelendirilen bir çağrı olsa o zaman iş değişirdi. Ancak MEB dışında bir kurumun çağrısına icabet zorunlu değildir. Ancak genel eğilim katılma yönündedir. Öğrencilerin yüksek faydasını gözeten birkaç öğretmenin yapabileceği adım adım planlayıp yürütüldüğünde zor olmayan bir çalışmadır. Öğrencilerin proje fikirlerini alıp yazmak bile yeterli olacaktır. Bu işlere bulaşmak istemeyen öğretmenlerimizi de duygusal tacizle sıkıştırmak doğru değildir. Proje yapmak öğretmen açısından mecburiyet olmamalıdır. İçten motive olanlara özgü olmalıdır. Zorlandıklarında fuarların kalitesini düşüren düşük motivasyonlu öğretmenlerimizi bu proje mıroje işlerine hiç bulaştırmamak en doğrusudur. Kazan kazan sonucu doğurur. İstemeyenler katılmaz mutlu olur, istekliler iştirak eder mutlu olur. Kimse kimseye negatif enerjisini akıtmaz. Motivasyonu olanlar da durduk yere düşmezler.

    Eklemek istediklerin olursa, düzeltmek istediğin yanlış olduğunu düşündüğün bilgiler olursa lütfen yaz: olcaybuyukcapar@gmail.com Yapıcı eleştiriler iyidir.

  • Avrupa Girişimcilik Eğitimi Raporunu Okudum: Peki Biz Neredeyiz?

    Avrupa Girişimcilik Eğitimi Raporunu Okudum: Peki Biz Neredeyiz?

    Bazen önünüze öyle bir rapor düşer ki, okurken hem “İşte bu! Demek ki doğru yoldayız!” dersiniz, hem de “Ah be, daha ne kadar çok işimiz var…” diye hayıflanırsınız. Avrupa Komisyonu’nun Eurydice ağı tarafından hazırlanan “Avrupa’da Okulda Girişimcilik Eğitimi” raporunu okurken tam da bu hisleri yaşadım. Sayfaları çevirirken bir yanda kendi “Liseler için Kuluçka Modeli” hayalimin ne kadar doğru noktalara dokunduğunu görüp heyecanlandım, diğer yanda ise sistemin o ağır, hantal ve “mış gibi” yapan çarklarının Avrupa’da da nasıl gıcırdadığını fark ettim.

    Peki, bu devasa rapor benim penceremden, bizim penceremizden nasıl görünüyor? Gelin, en can alıcı noktaları kendi süzgecimden geçirerek masaya yatıralım.

    “Aynı Dili Konuşuyoruz” Dediğim Harika Noktalar

    Raporda altını çize çize okuduğum, “nihayet!” dediğim en temel bulgu, girişimcilik eğitiminin tanımı oldu. Rapor, girişimciliği sadece “şirket kurmak” gibi dar bir alana hapsetmiyor. Tam aksine, bunu “bir bireyin fikirlerini eyleme dönüştürebilme becerisi” olarak tanımlıyor ve içine yaratıcılığı, risk almayı, proje yönetmeyi, kişisel gelişimi, aktif vatandaşlığı ve sosyal katılımı da ekliyor. Bu, bizim yıllardır savunduğumuz “değer yaratarak öğrenme” felsefesinin ta kendisi! Mesele sadece para kazanmak değil, bir problemi çözmek, bir ihtiyacı karşılamak, topluma faydalı olmak.

    Bir diğer yüreğime su serpen konu ise “uygulamalı girişimcilik deneyimi”ne yapılan vurgu oldu. Avrupa Komisyonu, her gencin zorunlu eğitimi bitmeden en az bir tane uygulamalı girişimcilik deneyimi yaşamasını tavsiye ediyor. Yani “anlatma, yaptır” diyoruz ya hep, rapor da tam olarak bunu söylüyor. Kuluçka merkezlerinin varlık sebebi de bu değil mi zaten? Öğrenciye ve öğretmene o gerçek vaka üzerinde çalışma, bir fikri işe dönüştürme , küçük de olsa bir şirket kurma veya bir projeyi hayata geçirme imkânı sunmak.

    Raporun “İşte Buralar Aksıyor” Dediği Yerler

    Gelelim madalyonun diğer yüzüne. Rapor, sistemin nerede tıkandığını da net bir şekilde ortaya koyuyor:

    • Öğretmen Yalnızlığı: Belki de en kritik bulgu bu. Rapor, öğretmenlerin girişimcilik gibi çapraz becerileri öğretme konusunda mesleki gelişime yüksek derecede ihtiyaç duyduğunu, ancak mevcut hizmet içi eğitimlerin (SMG) bu ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğunu gösteriyor. Yani sistemin kalbindeki insan, bu büyük dönüşümün ana aktörü olan öğretmen, yine yalnız bırakılıyor. Öğretmen eğitiminin, bu alanda en çok gelişmeye ihtiyaç duyulan alanlardan biri olduğu net bir şekilde vurgulanıyor.
    • Düşük Katılım ve “Mış Gibi” Tehlikesi: Anketler, öğrencilerin okuldaki girişimcilik aktivitelerine katılım oranının oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Bu durum bana, kendi modelimi önerirken ısrarla uyardığım tehlikeyi hatırlatıyor. Eğer bu işler, tepeden inme, “Yapılacak! Yapın!” dayatmasıyla, excel tablolarını doldurmak için yapılırsa, sonuç kocaman bir “mış gibi” olur. Rapor, özel stratejilerin daha etkili olduğunu söylese de bu stratejilerin bile içten bir sahiplenme olmadan kâğıt üzerinde kalacağı aşikâr.
    • Ölçemediğini Değerli Görmemek: Rapor, girişimcilikle ilgili öğrenme kazanımlarına özel bir değerlendirme yapılmamasının, bu eğitimin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtiyor. Çok haklı bir tespit. Ancak bu, bizi yeni bir bürokratik sınav batağına sürüklememeli. Bu becerileri, ruhunu öldürmeden nasıl değerlendireceğimiz üzerine kafa yormamız gerekiyor.

    Rapor Işığında Kendi Modelimize Bakınca…

    Bu raporu okuduktan sonra liseler için kuluçka modeli önerimin ne kadar hayati bir boşluğu doldurmaya aday olduğunu bir kez daha anladım. Rapor, Avrupa’nın “ne” yapılması gerektiğini tartıştığını gösteriyor. Bizim modelimiz ise bunun “nasıl” yapılması gerektiğine odaklanıyor:

    Zorunlu değil, gönüllü. Bulaşıcı. Organik.

    Tıpkı çiçeklerin tozlaşarak üremesi gibi, iyi örneklerin model alınmasıyla, bir okulda filizlenen başarılı bir kuluçka merkezinin, diğer okulları heveslendirmesiyle yaygınlaşan bir yapı hayal ediyoruz. Raporun ortaya koyduğu öğretmen yalnızlığına çözüm, öğretmenlerin kendi aralarında kuracağı, birbirini besleyeceği topluluklarda yatıyor. Düşük katılım sorununa çözüm, öğrencilerin gerçekten “üretmeye hevesli” olduğu, kendi meraklarının veya çözmek istedikleri problemlerin peşinden gittiği merkezler kurmakta yatıyor.

    Türkiye İçin Gerçekçi Bir Model: Liselerde Kuluçka

    Burada devreye bizim deneyimimiz giriyor: Lise düzeyinde doğal yayılım gösteren, gönüllü temelli bir kuluçka modeli.
    Benim önerdiğim bu model, Avrupa’daki “uygulamalı öğrenme” ruhunu alıp, Türkiye’deki öğretmen ve öğrenci dinamikleriyle birleştiriyor.

    Modelin temel ilkeleri:

    • Gönüllülük: Dayatma değil, bulaşıcılık. “Yapın!” demek yerine, “Biz yaptık, siz de görün.”
    • Öğretmen Girişimciliği: Öğretmen startup kurduğunda itibarını kaybetmez; aksine, öğrencisine model olur.
    • Zamanın Değeri: Bilgiyi paraya çevirmek değil, zamanı üretime dönüştürmektir asıl mesele.
    • Ekosistem Desteği: Kuluçka, okulun bilim-girişimcilik-teknoloji haznesidir; 4006, eTwinning, Erasmus+ gibi kanallarla beslenmelidir.
    • “Mış gibi” Yapmama: Zorunluluklar değil, doğal yayılım başarı getirir.

    Sonuç olarak, Avrupa raporu bize bir ayna tutuyor. Gördüğümüz şey şu: Sorunlar ortak, hedefler benzer. Ayrışacağımız ve belki de fark yaratacağımız nokta ise yöntem olacak. Bürokrasinin ve “proje mezarlıklarının” tuzağına düşmeden, tamamen sahadan gelen bir enerjiyle, öğretmen ve öğrencinin liderliğinde, bilim, teknoloji ve toplumu bir araya getiren bu kuluçka yapılarını hayata geçirebilirsek, işte o zaman yeni raporlara ilham veren bir ülke oluruz.

    Ne dersiniz, bu yolda hep birlikte kafa yormaya değer değil mi?

  • 2030 SANAYİ VE TEKNOLOJİ STRATEJİ BELGESİ’nden Notlarım

    2030 SANAYİ VE TEKNOLOJİ STRATEJİ BELGESİ’nden Notlarım

    2030 SANAYİ VE TEKNOLOJİ STRATEJİ BELGESİ

    Olcay Büyükçapar tarafından alınan notlar, önemli gördükleri **

    Avrupa’nın asırlardır süregelen merkezi rolü zayıflamıştır. (Çin’in yükselişi, ABD’nin başat gücünün sürmesi yanında şahsen Avrupa Birliği çatısı altında Avrupa -kültürel ve ekonomik anlamda- gücünü sürdürdüğü düşüncesindeyim.)

    Global ölçekte *gelir eşitsizlikleri, *nüfus hareketleri, *iklim krizine olan hassasiyet artmıştır.

    Küreselleşme ve serbest piyasa kavramlarına güven derinden sarsılmıştır. (Bu tartışmalı bir konu olmakla birlikte devlet politikalarının içe dönme eğilimi -pandemi sonrası ivmesini artırarak- açıkça gözlenmektedir.)

    Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı, tedarik zincirleri ve enerji arzında krizlere yola açarak ABD ve AB gibi büyük ekonomileri sanayi ve teknoloji altyapılarını yeniden güçlendirmeye zorlamıştır.

    Bu bağlamda; korumacılık ve yerel üretim olguları önem kazanarak *üretim tesislerini yerelleştirme, *tedarikçi çeşitlendirme, *stratejik sektörlerde bağımsızlığı artırma öncelenmiştir.

    Bu strateji:

    • Savunma
    • Yapay Zekâ
    • Çip / Yarı iletken
    • İlaç
    • Tıbbi Cihaz
    • Mobilite
    • Yenilenebilir Enerji Teknolojileri

    Şeklinde sıralanan yüksek teknoloji alanlarında yerli-milli üretim kapasitesini artırmayı istiyor.

    Uydu teknolojilerinde elde edilen Ar-Ge ve Üretim kabiliyetlerini ticarileştirmek ve ulusal güvenliğe katkı sağlamak amacıyla milli uydu şirketi kurulacaktır. Milli Uydu Şirketi’yle; uydu ekosistemindeki kamuya ait yapılar tek çatı altında toplanarak koordinasyon artırılacak, insan kaynağıyla altyapıların verimlik kullanılması sağlanacaktır.

    Girişim ekosistemini yüksek teknoloji odaklı olarak yeniden yapılandırmak ve güçlendirmek belgenin diğer bir temel önceliğidir.

    Bu doğrultuda 2030’da

    • Turcorn’lar 100 milyar dolar
    • Teknogirişim sayısını 100 bin
    • Girişim sermayesi 20 milyar dolar

    Bu hedeflere ulaşılması için girişimcilik ekosisteminin tüm bileşenlerini kapsayan bir dönüşüm öngörülmektedir.

    # BES Fonlarının teknoloji girişimlerine yönlendirilmesi:

    # Bu çalışmalar bütünü yenilikçi iş modellerinin gelişimini teşvik ederek girişimcilik kültürünü daha geniş kesimlere yayacaktır.

    GO Girişim Ofisleri 81 ilde olacak. Artık kuluçka yerine girişim ofisi (GO) ifadesi tabelalarda bulunacak.

    Türkçe Büyük Dil Modeli (LLM) ve üretken yapa zekâ modellerinin desteklenmesi…

    Elektrikli ve otonom araç teknolojileriyle dikey kalkış ve iniş yapabilen araçlara yönelik uçuş kontrol sistemleri sürdürülebilir mobilite çözümleri açısından öncelik taşımaktadır.

    2030 yıl sonuna kadar imalat sanayinde kurulu robot sayısını yaklaşık sekiz kat artışla 200 bine çıkarma hedefi tanımlanmıştır. Ayrıca navigasyon, arama motorları, sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları gibi alanlarda yerli teknolojiler geliştirilecektir.

    Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi hayata geçirilecektir. Bu sistem GPS gibi küresel sistemlere alternatif olarak, ülkemize kendi uyduları üstünden hassas konum, navigasyon ve zamanlama verisi sunacaktır.

    Yenilenebilir enerji; rüzgâr türbinlerinin ana bileşenlerinin yerli olarak üretilmesi ve offshore (açık deniz) rüzgâr türbinleri…

    Yeşil hidrojen ekosistemini harekete geçirmek için elektrolizör ve yakıt hücresi gibi teknolojilerde Ar-Ge faaliyetleri ve yatırım destekleri artırılacaktır.

    Enerji bağımsızlığı ve enerji arzı güvenliği çerçevesinde sanayinin enerji maliyetlerini düşürmek için nükleer enerji yatırımları hızlandırılacak, sanayi tesislerinin bu kaynaklardan öncelikle faydalanması sağlanacaktır. Bu kapsamda, yerli nükleer reaktörler geliştirilecek, nükleer teknoloji alanında kapasiteyi artırmak üzere bir Nükleer Teknopark kurulacaktır.

    Makro düzeyde ise, Türkiye’nin Ortadoğu, Kuzey Afrika (MENA) Avrupa ve Orta Asya bölgelerindeki ticaret ve üretim merkezi konumunu güçlendirmek için hedef ülke bazlı ticaret stratejileri oluşturulacaktır.

    Geri dönüşüm ve ileri işleme teknolojilerinde yapılacak yatırımlar, kaynakların çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda değerlendirilebilmesini mümkün kılacaktır. Bu çerçevede kritik hammaddelerin güvenli tedariki ve işlenmesi için uluslararası ittifaklar da oluşturulacaktır.

    Petrokimya alanındaki yüksek yatırım potansiyelini değerlendirebilmek amacıyla Ceyhan’da yaklaşık 30 milyon metrekarelik, kendi limanı olan Ceyhan Petrokimya Endüstri Bölgesi kurulacak; bölge, dünyada önemli bir petrokimya merkezi haline getirilecektir.

    Türkiye’nin sanayileşme birikimin başta yeniden yapılananlar olmak üzere Türk Devletleri, Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle paylaşarak bu ülkelerin üretim ve araştırma ekosistemlerini güçlendirip geliştirecek bir liderlik misyonu üstlenmek ve refahın çevre coğrafyalara yayılmasını sağlamak hedeflenmektedir.

    Bilim, Teknoloji, İnovasyon, Sanayi ve Yatırım Diplomasisinfonksiyonel hale getirilmesi Türkiye’nin bilim ve teknoloji diplomasisindeki gücünü artıracak; araştırma altyapılarının AB bünyesindeki kurum ve programlarla entegrasyonu ise ülkemizin bilimsel kapasitesine uluslararası bir boyut kazandıracaktır.

    s.24: Ulusal Sanayi Alanları Master Planı kapsamında hayata geçirilecek Mega Endüstriyel Parklar Projesi kapsamında liman, demiryolu ve havayolu bağlantılarını ihtiva eden lojistik altyapısına sahip, endüstriyel simbiyoza imkân tanıyan, yeşil dönüşüme katkı sağlayacak şekilde yapılmış, bünyesinde veri merkezi, kuluçka merkezi, Ar-Ge merkezi, teknoloji geliştirme bölgesi, inovasyon merkezleri gibi teknolojik üslerle birlikte iş merkezleri, konut alanları, eğitim ve sosyal hizmet merkezlerini barındıran ok faktörlü bütünleşik endüstri şehirleri kurulması hedeflenmektedir.

    ** Bu özet doküman 2025’in Temmuz-Ağustos aylarında Olcay Büyükçapar tarafından raporun “Yönetici Özeti” kısmı dikkatle okunarak, deftere önemli görülen kısımlar kalemle yazılarak hazırlanmıştır. Finalde defterdeki notlar dijital ortama aktarılarak PDF dokümana çevrilmiştir.

    * 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi (Mart 2025) orijinal dokümana ulaşmak için tıklayınız.

  • LİSELER İÇİN KULUÇKA (GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ) MODEL ÖNERİSİ

    LİSELER İÇİN KULUÇKA (GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ) MODEL ÖNERİSİ

    2 Nisan 2021 / Olcay Büyükçapar / İzmir-Aliağa

    Her girişim bir problemin çözümü olarak ortaya çıkar derler. Kimi zaman da problem yoktur, merak duygusu temel motivasyondur. Bir başka deyişle, insanın evladının dünyadaki üretme isteği ihtiyaçla veya merakla başlar.

    Her girişim aynı zamanda başlangıçtır. Sancılıdır. Tıpkı güçlü bir duyguyla başlasam da bu yazıya, girizgâhı yapmakta yaşadığım sıkışmışlık gibi. Çok şey var aklımda, şunu da yazayım dediğim. Bir anda her biri aynı kapıdan geçmeye çalışınca, zor oluyor başlamak da doğal olarak.

    Bu yazıyı tümüyle doğal bir üslupla kaleme almaya çalışacağım. Yeri gelince mevzuata atıf yapacağım, gerektiğinde çatısı altında görev yaptığım kurumumun vizyonuna, kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerine de vurgu yapacağım. Bu şekilde şahsıma ait düşünceleri, ortaya koymaya niyetlendiğim modeli somut unsurlarla ilişkilendireceğim. Elbette doğal bir yazıdan beklenmesi gerektiği üzere, metnin önemli kısmı kişisel deneyimlerimden elde ettiğim çıkarımlar, bilgim, hayallerim, cehaletim, merakım, kızgınlıklarım, kırgınlıklarım, düş kırıklıklarım, kaygılarım, ürettiklerim, ilişkilerim, hatalarım, ihtiyaçlarım ve öznel düşüncelerimden meydana gelecek. İşte bu nedenle, yazıyı baştan sona okuyacaksanız, lütfen bu tebliğimi metnin her bir paragrafında hatırlayın. Samimi bir yazı olarak algılayın. Kişisel algılamayın. İçindeki önerilerin eğitim sistemimize olumlu katkı yapmasını istediğimi, belki yetkili-etkili bir makam erki okursa yürürlüğe koyabilme olasılığını düşünerek yazdığımı lütfen göz önünde bulundurun.

    Şimdiden bu -uzun olmasını öngördüğüm- yazıyı okuma nezaketinizden ötürü teşekkür ederim. Kalabalık, gürültülü, bol uyaranlı yaşamda, değer verip okumanız onurlandırır.

    · Öğretmenlik mesleğinin itibarı Startup kurduğunda para kazandığında azalmaz artar

    · Öğrencilerini işe koşan, geliştiren öğretmen model olur, girişimciliği öğretir, öğretmek için anlatmak yerine yaptırır ve yapar

    · Akademisyenler teknoparklarda böyle bir imkana sahipler ve itibarları düşmüyor aksine yükseliyor. Bilimi ticari değere dönüştürmenin nesi itibar azaltır?

    · Akademisyenler kurdukları şirketler için teşvik alıyor devletten. Devlet bir de üstüne bu hocalara teşvik veriyorsa, itibar azalmasından söz etmek ne kadar mantıklı?

    · Üniversite hocaları kurdukları şirketlerde öğrencilerini çalıştırabiliyor hatta üstüne TÜBİTAK gibi bilim kuruluşları buralarda çalışan öğrencilere, buralarda çalıştıkları için burs veriyor (adı farklı da olsa akademinin endüstriye olan akışında araştırmacı bursu diye bir kavram olduğunu biliyorum)

    · Devletin kurumları teknoparklardaki şirketlere hibe destekler veriyor. Bigg gibi. Bu durumda hocaların öğrencileri ile ekip olarak şirket kurmaları para kazanmalarını nesi garip ve onur kırıcı?

    · Para kazanmak, ticari kar getirici faaliyetler yasaklanmış durumda. Çünkü devlet memurunun onurunu alçaltıyormuş. Üniversite hocaları bizden daha üst düzeyde ama onlara bir de üstüne devlet para veriyor şirket kurup para kazansınlar diye.

    · Öğretmenin Startup kurması, burada öğrencilerine rol model olması, birlikte takım çalışması, işbirliği, kriz yönetimi, çatışma yönetimi, temel finansal işlemler, pazarlama, marka, patent, dokümantasyon, yazılım üretme, insan kaynakları, halkla ilişkiler, marka yönetimi, dijital pazarlama, yeni öğrenme teknikleri, görsel medya üretimi, sosyal medya reklamcılığı gibi konularda birlikte çalışmaları ve bu yolculuklarında harcadıkları ZAMANI – PARA FORMUNDA geri almalarında nasıl bir sakınca olabilir?

    · Kaldı ki EBA platformunda mesleki gelişim altında Google tarafından üretilmiş olan Dijital Pazarlama eğitimi içeriği var ve saatler sürüyor. Bakanlık resmi olarak bu eğitime öğretmenlerden MEBBİS üzerinden başvuru alıyor. Eğitim içeriğinde anlatılanları yapmayacaksak o zaman televizyon dizisi izlemekten farkı kalmaz değil mi? Bakanlığımız bizim girişimci olarak rol almamızı bekliyor bence. Bu durumda öğretmenin girişimci olması, lise öğrencilerinin de içindeki olduğu startuplar kurup bilgisini ticarileştirmesinde sakıncayı bırakın, teşvik görmekteyim.

    · Bir öğretmen bildiklerini öğrencilerine aktarırken gerçek bir vaka üzerinde çalıştığında çok daha etkili bir öğretici olacaktır. Bu eğitimsel gerçektir. Bir fikri işe dönüştürmek, bu yolda yapılması gereken işleri atılması gereken adımları atmak…. Öğrencileriyle birlikte bu yolda ilerlerse öğrencilerine de gerçek vaka üzerinden 21.yy becerilerini kazandırmış olmaz mı?

    · Ticaret yapmak dinimizce de helaldir ve haktır. Hatta sünnettir. Ticaretin ahlakını da öğrencilerimize kuracağımız startuplar veya biraz daha Türkçesiyle girişimlerle versek fena mı olur!

    · On birinci kalkınma planı, 2023 vizyonu, kalkınma ajanslarının raporları da zaten bize aynı şeyi söylemiyor mu?

    · Öğretmen değer üretmiyor mu? Bilgisini canlıya aldığında eğer ticari bir değer üretecekse bu durumda kazanan milli ekonomimiz olmaz mı? Girişimci bir gencimiz ürettiği bir mobil uygulama ya da masaüstü yazılımı ya da bulut tabanlı bir servisi hayata geçirip bunu pazarladığında milli teknolojimize katkısı olmaz mı?

    · Kuluçkalar bir yandan da okulun bilim-girişimcilik-teknoloji haznesi olmalı. Buradaki eğitim seminer gibi faaliyetlerle gelişim gösteren öğrenciler okulun 4006, 4007 benzeri, Erasmus, Etwinning benzeri proje, fuar, yarışmalarında değerlendirilebilir. Okulun bilimsel beslenme kaynağı olabilir.

    · Teknoloji ile bilim birbiri ile çift taraflı olarak ilişkilidir. Aynı şeyler değildir! Yıllardır bilim ve teknoloji kalıbını kullana kullana ikisinin arasındaki “ve” bağlacını hepimiz unuttuk. Öğrencilerimize de bu ikisi arasındaki korelasyonu bir türlü anlatamıyoruz. O nedenle de çocuklar kod yazınca önemsiz geliyor, kimya deneyi yapınca “ooo” çekiyoruz. Oysa ikisi birbirine o kadar muhtaç ki! Bilimi kutsuyoruz, teknolojiyi ise onun yavrusu gibi görüyoruz. Akademi dünyasında da “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan” şeklinde “bilim mi teknolojiden beslenir teknoloji mi bilimden” ikilem çook uzun zamandır tartışılıyor. Ancak bu tartışmayı yürütenler de biliyorlar ki BİLİM eşitDeğildir TEKNOLOJİ…

    Son sözü başa alıyorum

    Gerçek anlamda üretmeye hevesli öğrenci ve öğretmenler, kuluçka ekosistemlerinde beslenmelidir. Kuluçkalar ortaöğretim (lise) düzeyinde yeterliliği (hevesli yürütücü öğretmenler ve kütüphane veya benzer bir oda) olan kurumların bünyesinde olmalıdır.

    Bu kuluçkalar pilot, genişletilmiş pilot, genel uygulama, zorla uygulama şeklide okul yönetimlerine ve okuldaki öğretmenlere dikte edilmemelidir. Tamamen kendiliğinden, çiçeklerin tozlaşarak üremesi gibi, birbirlerini etkilemesi ile çoğalmalıdır. Bulaşmalıdır. Eğer on yıllardır yapılan hata tekrar edilirse; üst mercilerden “Yapılacak! Yapın…”  dayatmasıyla yapılırsa, verimsiz olacağı, öğretmene ve okul yönetimine işkence olacağı, güzelim A4 kâğıtlarının üstünde istatistikî olarak “başarılı” görünen kocaman yalanlar olacağını lütfen bilin. Maalesef ne çekiyorsak “mış gibi” yapmaktan çekiyoruz. “mış gibi” yapmayı bırakmak için de önerdiğim liselerden kuluçka modelini kesinlikle pilotlamayın, genele resmi yazı marifetiyle yaymayın. Her on beş günde bir üst yazı yazıp “toplam girişimci sayısı”, “eğitim sayısı”, “bootcamp’lere katılan öğrenci sayısı” ve benzeri başlıkları excel tablolarına işleyip gönderilmesini istemeyin. Bu angarya istekler modeli mezara gömer. Bakanlığımızın proje mezarlığına bakmak için Google amcaya “MEB + Proje” şeklinde bir sorgu yazın, göreceksiniz.

    Peki, bu model nasıl yaygınlaşacak, bir tek sen kendi okulunda yapacaksın herhalde 🙂

    Her eğitimci bilir; kalıcı öğrenme isteniyorsa model davranışlar sergilenmelidir. Yani model olarak alınan kişi veya proje mutlaka onu takip edenleri heveslendirmeli, motive etmeli, taklide sevk etmelidir. Öğrenciler (keza kendi öz evlatlarımız da) söylediklerimizin çoğunu duymazlar. Duysalar da davranışa, tutuma dönüştüremezler. Ancak model olarak davranışlarımızı örnek alır, bizim gibi olmaya, bizim gibi konuşmaya, bizim gibi paylaşmaya çaba sarf ederler.

    Okullardaki kuluçkaların yaygınlaşması da iyi örneklerin model alınması ile gerçekleşmelidir. A okulunda herhangi bir zorlamaya tabi olmadan, öğretmenler kendiliğinde kuluçkayı kurup, organizasyon çatısını oluşturup, girişimci öğrencilerini ve girişimci meslektaşlarını desteklemeye, beslemeye başladıkça, deneyim elde edeceklerdir. Gittikçe kuluçkalarının işleyişini olgunlaştıracaklardır. Eksiklerini de girişimciliğe dair kitap, konferans, film, görüşme, başarı-başarısızlık hikâyeleri, internet forumları, diğer okullardaki kuluçka yürütücüleri veya danışmanları, mentorlar gibi girişimcilik ekosisteminin unsurlarından gidereceklerdir. Tüm kaynaklardan beslenerek, okullarının çevre koşullarına adapte, çevresel gereksinimleri önceleyen bir kuluçka yapısını güçlendireceklerdir.

    A okulu bünyesindeki kuluçkanın bilinirliği, yaygınlık etkisi hissedilmeye başlanacaktır. Çevre okullardan, hatta lokasyon olarak başka il ve ilçelerdeki okulların da eğitim personeli, öğrencileri, yöneticileri bundan haberdar olacaktır. Bu noktada sıklıkla “tu kaka” ilan edilen sosyal ağların gücünün de olumlu yönde kullanılma potansiyelini lütfen dikkate alınız. Küçük küçük de olsa liseli girişimcilerin başarı öyküleri, öğretmenlerin başını çektiği startuplar duyuldukça, etki dalgasının çapı genişleyecektir. Çevredeki öğrenciler, öğretmenler, veliler, kantin işletmecisi kuluçkadan çıkan ürünlerden, hizmetlerden, ortaya çıkan sinerjiden etkilenecek, hakkında konuşmaya başlayacaktır.

    Bu bulaş etkisi beraberinde, etkiye maruz kalan okulların da kuluçka kurma noktasında heves ve heyecana bürünmelerini sağlayacaktır. B okulunda görev yapan ekip, işte bu motivasyon rüzgarını arkasına alarak know-how olarak da adlandırılan, bilgi, deneyim, yolda yaşanabilecek kazalar, uyarılar, olası riskler gibi geniş bir “nasıl yapılır” kılavuzunu A okulundaki kuluçkanın kurucularından almaya çalışacaktır. Sonrasında da girişimcilik ekosisteminin tüm unsurlarına başvurarak kendi okullarındaki serüveni başlatıp geliştireceklerdir.

    Bu süreç doğal işlemelidir. Yani onlar yapıyor biz de yapalım mantığı olmamalıdır. Tamamen gönüllü şekilde gerçekleşmelidir. İnsanoğlu gönülsüz iş yaparsa mutlaka bir tarafını eksik yapar. Gönülsüz şekilde öğretmenine kuluçka kurduran bir yönetici yalnızca öğretmen arkadaşına mobbing yapmakla kalmayacaktır -ki bu bile yeterince üzücü bir sonuçtur!- daha geniş düşünürseniz, aslında kuluçka modelinin temel ilkelerini çiğneyerek, bu modelin kötü anılmasına dahi sebep olma olasılığını artırmış olacaktır. Kötü ün istenmeyen bir durumdur ve yaygınlaştırma çabalarını, emekleri, elde edilen kazanımları alaşağı eder.

    Okullarımızdaki eğitsel kulüplerin (istisnalar hariç) mevzuat zorlamasıyla teşkil olduğu bilinen bir gerçektir. “Mış gibi…” yapılır büyük oranda. Kulüp nedir? Kulüp ile topluluk kavramları arasındaki benzerlik nedir? Sosyalleşerek topluma katkı yapmak demek ne demek? Bu soruların yanıtlarını çoğumuz bilmeyiz! Öğretmenlerimiz için kulüp çalışması demek çoğunlukla yoklama alınan, sonrasında başkanın seçildiği, ilerleyen zaman diliminde de periyodik olarak yine yoklama alınan, evlere dağılım öncesi ne yapılacağı bilinmeyen dört duvar arası zaman kayıplarıdır! Çoğu öğretmen arkadaşım da zaten gereksizliğinden, verimsizliğinden dert yanar. Oysa eğitsel kulüpler ile ilgili yönetmeliklere azıcık baksak, eski adıyla eğitsel kolların ne kadar da muhteşem yapılar olduğunu göreceğiz. Zamanla, örselenen itibarı, önemsizleştirilmesi, özünden kopması nedeniyle, kimsenin kaldırmak istemediği cenaze halini almıştır. Covid-19 pandemisi ile eğitsel kulüpler de rafa kalkmış, angarya görülen bu toplanmalar şimdilik bir kenara itilmiş durumda (Bu yazı pandemi döneminde kaleme alındı). Ancak topluluk zihniyetiyle hareket etmeye çalışan öğretmen ve öğrenciler aslında fiilen kulüp çalışmalarını sürdürmekteler. Bu sayı çok az; Etwinning yapanlar mesela. Eğitsel kulüplerle ilgili yergilerim ile varmak istediğim ana fikir şudur: Lütfen, kuluçkalarını da bu şekilde itibarsızlaştırmayalım. Herkesin yapmak zorunda olduğu bir proje gibi son derece hatalı bir çıkarım yapmayalım. Tamamen doğal akışında tamamen doğal yollar ile, gönüllü insanların yaptığı bir iş olmalı kuluçka.

    Olcay Büyükçapar

    Garaj Alp Oğuz Girişimcilik Merkezi (Ön Kuluçka) Kurucu/Yürütücüsü

    İzmir Girişimci Öğretmen Topluluğuna katılmak isterseniz:

    https://kommunity.com/izmir-girisimci-ogretmen-agi

  • 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılına Merhaba

    2025-2026 Eğitim Öğretim Yılına Merhaba

    Sevgili öğrencilerim,

    Yeni bir eğitim öğretim yılına başlıyoruz. İlk gün, her zaman yeni bir başlangıcın heyecanını taşır. Çünkü okul, sadece derslerin işlendiği bir mekân değil; aynı zamanda hayallerin filizlendiği, cesaretin yeşerdiği, girişimlerin doğduğu ve liderlik yolculuklarının başladığı yerdir.

    Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1928’de kara tahta başına geçtiğinde sadece harfleri öğretmedi; bize cesaretin, problem çözmenin ve yeniliği başlatmanın en somut örneklerinden birini sundu. Harf Devrimi, o günün şartlarında büyük bir yenilikti. Halkımızın okuma yazma oranını yükseltmek, bilgiye erişimi kolaylaştırmak ve ülkemizi çağdaş uygarlıkların önüne taşımak için atılmış dev bir adımdı.

    Atatürk’ün kara tahta başındaki o meşhur fotoğrafı, bugün bize hâlâ şu mesajı fısıldıyor:
    “Bir lider, cesaretle değişimi başlatır; bir girişimci, sorunları çözer; bir toplum, yenilikle kalkınır.”

    Sevgili öğrencilerim, sizler de bu mirasın devamısınız. Sizden beklentim sadece dersleri öğrenmeniz değil;

    • Karşılaştığınız sorunlarda çözümler üretmeniz,
    • Fikirlerinizi hayata geçirmek için cesur adımlar atmanız,
    • Grup çalışmalarında liderlik üstlenmeniz,
    • Başlatıcı olmanız, beklemek yerine harekete geçmenizdir.

    Unutmayın, girişimcilik sadece şirket kurmak değildir. Girişimcilik bir yaşam felsefesidir. Girişimcilik, etrafınızdaki bir sorunu fark edip çözmeye niyet etmektir. Liderlik, sadece yönetmek değil; aynı zamanda yol göstermektir. Cesaret, ilk adımı atmaktır.

    Bugün ülkemizin kalkınması için en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, işte bu beceriler: yenilikçi düşünmek, yani inovasyon. İnovasyon, bilimi, teknolojiyi ve yaratıcılığı harmanlayarak toplumun ihtiyaçlarına çözümler üretmektir. Özellikle yerli ve milli teknolojiler üretmek, sadece ekonomik değil; aynı zamanda stratejik bir bağımsızlık meselesidir. Çünkü teknoloji alanında kendi imkânlarımızı geliştirdikçe, dışa bağımlılığımız azalır ve hür, bağımsız bir ülke olma yolunda çok daha güçlü adımlar atarız.

    Sizler geleceğin mucitleri, mühendisleri, öğretmenleri, sanatçıları ve girişimcileri olarak ülkemizi daha ileri taşıyacaksınız. Ürettiğiniz her çözüm, geliştirdiğiniz her proje ve ortaya koyduğunuz her fikir, ülkemizin bağımsızlığını pekiştirecek ve dünyada söz sahibi olmasını sağlayacaktır.

    2025-2026 eğitim öğretim yılı, hepimiz için cesaretin, üretkenliğin, yeniliğin ve birlikte girişeceğimiz projelerin yılı olsun.

    Sevgiyle ve başarı dileklerimle.

    Garaj Alp Oğuz Girişimcilik Merkezi Kurucusu / Yürütücüsü

    Olcay Büyükçapar / Girişimci & Öğretmen

    8 Eylül 2025 / Aliağa-İzmir